Markalar, klasik anlamda çoğunlukla kelime, logo, şekil veya sloganlardan oluşur. Ancak günümüzde marka algısı yalnızca görsel ve işitsel unsurlarla sınırlı değildir. Bir mağazaya girildiğinde hissedilen özel koku, bir ürün ambalajında kullanılan ayırt edici esans veya belirli bir hizmet deneyimiyle özdeşleşen koku da tüketici zihninde marka çağrışımı yaratabilir. Bu nedenle koku markaları, geleneksel olmayan marka türleri arasında dikkat çeken ancak uygulamada tescili en zor olan işaretlerden biridir.
Koku markası, belirli bir mal veya hizmeti diğer işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan kokunun marka olarak korunmasıdır. Örneğin bir ürünün piyasadaki benzerlerinden farklılaşmasını sağlayan özel bir koku, teorik olarak marka işlevi görebilir. Buradaki temel mesele, kokunun yalnızca hoş veya dikkat çekici olması değil, tüketici nezdinde ticari kaynak gösterme fonksiyonu üstlenmesidir.
Marka hukukunda asıl amaç, tüketicinin bir işareti gördüğünde, duyduğunda veya algıladığında o mal veya hizmetin belirli bir işletmeye ait olduğunu anlayabilmesidir. Dolayısıyla koku markası bakımından da koku, ürünün doğal veya teknik bir özelliği olmaktan çıkmalı ve tüketici tarafından ayırt edici bir kaynak göstergesi olarak algılanmalıdır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre marka; bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve koruma konusunun sicilde açık ve kesin olarak anlaşılabilir şekilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi dâhil her tür işaretten oluşabilir. TÜRKPATENT de marka tanımını bu çerçevede açıklamaktadır.
Bu düzenleme, teorik olarak marka olabilecek işaretleri sınırlı sayıda saymamaktadır. Bu nedenle koku gibi geleneksel olmayan işaretlerin tamamen kapsam dışında olduğu söylenemez. Ancak koku markalarının en büyük sorunu, kokunun marka sicilinde açık, kesin, anlaşılır, kalıcı ve objektif biçimde gösterilmesidir. Başka bir ifadeyle sorun çoğu zaman “koku marka olabilir mi?” sorusundan ziyade, “koku sicilde nasıl gösterilecek ve koruma kapsamı nasıl belirlenecek?” sorusunda ortaya çıkar.
TÜRKPATENT, geleneksel olmayan marka türleri bakımından ses, üç boyutlu şekil, renk ve hareket markalarına ilişkin başvuru usullerini açıklamaktadır. Ses markalarında elektronik ortamda dinlenebilir ve saklanabilir kayıt, renk markalarında renk görseli ve geçerli renk kodu, hareket markalarında ise hareketi gösteren görüntü veya görüntü dizisi aranır. TÜRKPATENT’in geleneksel olmayan marka türlerine ilişkin açıklamalarında koku markaları için ayrı ve net bir başvuru standardı yer almamaktadır.
Bu nedenle Türkiye bakımından koku markaları için teorik bir tartışma alanı mevcut olmakla birlikte, pratikte tescil edilebilirlik oldukça sınırlıdır. Başvuru yapılması halinde, kokunun ayırt ediciliği, ürün veya hizmetle ilişkisi, piyasada nasıl algılandığı ve sicilde gösteriminin yeterli olup olmadığı ciddi şekilde değerlendirilir.
Koku markalarının tescilinde en kritik konu, kokunun sicilde temsil edilmesidir. Çünkü marka sicili, üçüncü kişilerin hangi işaretin hangi kapsamda korunduğunu açıkça anlayabilmesini sağlamalıdır. Bir kelime markasında bu kolaydır; kelime yazılır. Bir logo markasında görsel sunulur. Bir ses markasında ses dosyası veya nota gösterimi kullanılabilir. Ancak kokunun herkes tarafından aynı şekilde algılanabilecek, kalıcı ve objektif biçimde gösterilmesi oldukça zordur.
Avrupa Birliği uygulamasında bu konu özellikle Sieckmann kararı ile önem kazanmıştır. Avrupa Birliği Adalet Divanı, bir kokunun kimyasal formülle, yazılı açıklamayla veya koku numunesiyle temsil edilmesinin yeterli olmadığı yönünde değerlendirme yapmıştır. EUIPO kılavuzlarında da koku ve tat markalarının mevcut uygulamada kabul edilmediği; bunun sebebinin gösterimin açık, kesin, bağımsız, kolay erişilebilir, anlaşılır, dayanıklı ve objektif olma şartlarını karşılamaması olduğu belirtilmektedir.
Bu yaklaşım, Türkiye uygulaması bakımından da önemlidir. Çünkü Türk hukukunda da marka korumasının konusu sicilde açık ve kesin şekilde anlaşılabilir olmalıdır. Dolayısıyla bir kokunun yalnızca “gül kokusu”, “vanilya kokusu”, “taze çimen kokusu” veya “ferahlatıcı özel koku” şeklinde tarif edilmesi çoğu durumda yeterli görülmeyebilir.
Her koku marka olarak korunmaya elverişli değildir. Öncelikle koku, mal veya hizmet bakımından ayırt edici olmalıdır. Ürünün doğal yapısından kaynaklanan, sektörde yaygın kullanılan veya ürünün fonksiyonel niteliğiyle bağlantılı kokuların marka olarak tescili oldukça zordur.
Örneğin parfüm, oda kokusu, sabun, deterjan veya kozmetik ürünlerinde koku çoğu zaman ürünün doğrudan niteliği veya beklenen özelliğidir. Bu tür ürünlerde kokunun marka olarak tescil edilmesi, diğer rakiplerin piyasada kullanması gereken unsurlar üzerinde haksız tekel yaratma riski doğurabilir. Buna karşılık kokunun ürünün doğasından beklenmediği alanlarda, örneğin belirli bir endüstriyel ürün, ambalaj, mağaza deneyimi veya hizmet ortamı ile özdeşleşmesi halinde ayırt edicilik tartışması daha anlamlı hale gelebilir.
WIPO da koku markalarının tescili bakımından başvuru sahibinin kokuyu temsil edebilmesi ve kokunun ürünün kendisinden ayırt edici olduğunu gösterebilmesi gerektiğini belirtmektedir. Koku numunesinin zamanla bozulabileceği ve marka sicilinde kalıcı biçimde muhafaza edilmesinin problemli olduğu da vurgulanmaktadır.
Koku markalarında ayırt edicilik değerlendirmesi klasik markalara göre daha zordur. Çünkü tüketiciler çoğu zaman kokuları doğrudan marka olarak algılamaya alışık değildir. Bu nedenle başvuru konusu kokunun, ilgili tüketici kitlesi tarafından belirli bir işletmeyle ilişkilendirildiğinin gösterilmesi gerekebilir.
Bu kapsamda kullanım süresi, reklam kampanyaları, mağaza konsepti, ambalaj tasarımı, tüketici araştırmaları, satış hacmi, medya görünürlüğü, pazar payı ve kokunun işletme kimliğiyle sistematik şekilde kullanılması önem taşır. Özellikle kullanım sonucu ayırt edicilik iddiası ileri sürülecekse, kokunun tüketici zihninde bağımsız bir kaynak göstergesi haline geldiğini gösteren güçlü deliller gerekir.
Koku markalarının tescili uygulamada zor olduğu için, işletmelerin yalnızca koku markası başvurusuna güvenmesi doğru bir strateji olmayabilir. Bunun yerine daha geniş bir fikri mülkiyet ve marka portföyü yaklaşımı benimsenmelidir.
Örneğin kokunun kullanıldığı ürün veya hizmet için kelime markası, logo markası, ambalaj tasarımı, üç boyutlu marka, tasarım tescili, ticari sır koruması ve sözleşmesel gizlilik önlemleri birlikte değerlendirilebilir. Özellikle özel koku formülasyonları bakımından, formülün kamuya açıklanması yerine ticari sır olarak korunması bazı durumlarda daha etkili olabilir.
Ayrıca mağaza kokusu, ürün deneyimi veya özel ambalaj kokusu gibi unsurlar, doğrudan marka tesciline konu edilemese bile marka kimliği ve haksız rekabet hukuku kapsamında stratejik olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle koku markası konusu, yalnızca başvuru yapılacak bir marka türü olarak değil, daha geniş bir marka konumlandırma ve fikri mülkiyet yönetimi meselesi olarak ele alınmalıdır.
YAZILARIMIZ
İcat çıkaran kazanacak! Asgari ücretin 140 katına kadar ödeme E-TİCARETTE MARKA TESCİLİNİN ÖNEMİ a.tr Alan Adlarının Tahsis Süreci Başladı! Patent Araştırması Nasıl Yapılır ? Marka Araştırması Nasıl Yapılır ? Neden Marka Tescili Yapılması Gerekiyor ? Marka ve Patent Nedir? Dolandırıcılık Hakkında Önemli Bilgilendirme! “NFT -Nitelikli Fikri Tapu Raporu” Yayınlandı 2022 Yılı Sınai Mülkiyet Sayıları Açıklandı! BÜLTEN YAYIN DÖNEMLERİ DEĞİŞİKLİĞİ .com Alan Adlarında Uyuşmazlıkların Çözümü Geleneksel Olmayan Markalardan Koku Markası ve Tescili